PROF.DR.OSMAN MÜFTÜOĞLU ORGANİK GIDALARIN ÖNEMİNİ ANLATIYOR

Ahmet Maranki, Osman Müftüoğlu 21 Mart 2010
184

Osman MÜFTÜOĞLU

Organik gıdalara ilgi artıyor. Bu durumu gelip geçici bir heves veya ilkbahar modası sanmayın.
Organik yiyecek ve içeceklerin daha fazla tercih edilmelerinin son derece haklı nedenleri var. İşte o nedenler…
DAHA TEMİZ
Organik beslenmeyi tercih edenlerin birinci amacı, vücutlarının yabancı kimyasallarla daha az kirlenmesini sağlamaktır. Organik ürünler yetiştirilirken hormon, antibiyotik, böcek öldürücü, suni gübre gibi sentetik kimyasallar kullanılmıyor. Bu durum, organik tarımdan elde edilen verimi belki biraz azaltıyor ama o ürünün daha sağlıklı, daha temiz olmasını, vücuda daha az toksik kimyasal sokmasını sağlıyor. Kısacası organik besinler benzerlerinden daha temiz!
DAHA LEZZETLİ
Organik besinlerin endüstriyel tarım ürünlerine göre daha lezzetli olduğu da bilinen bir gerçek. Doğada kendi olanaklarıyla yetişen besinler doğal tatlarını daha çok koruyor. Organik üretilmiş bir domatesin, kendi başına büyüyüp meyve veren bir elmanın tadı daha güzel ve gerçek oluyor. Organik sebze ve meyvelerin tahıl ve bakliyatın tadı da, kokusu da başka oluyor. Kısacası organik bir elma veya domates yiyince “elma gibi elma” veya “domates gibi domates” yemiş oluyorsunuz. Tadı da, kokusu da “tıpkı çocukluğunuzda olduğu gibi”!
DAHA BESLEYİCİ
Organik ürünlerde daha çok vitamin, mineral ve doğal antioksidan var. Doğada kendi şartları ile çevre ve diğer koşullarla mücadele ederek hayatta kalma savaşı veren bir besinin içinde onun direncini artıran antioksidanların miktarı da artıyor. Uzun lafın kısası, organik beslenmek yalnız güzel ve keyifli yaşamak için değil sağlıklı ve kaliteli bir hayat sürmek içinde faydalı gibi görünüyor. Organik ürünler bağışıklığı güçlendiriyor, direnç sistemlerine destek oluyor. Bu ürünlerde kanser tehdidi olmuyor, kanserden koruyan doğal antioksidanlar daha bol bulunuyor.
ALDIĞINIZ ÜRÜNÜ MUTLAKA KONTROL EDİN
Organik besinlerden istifade etmek istiyorsanız, bu ürünlerin satıldığı organik ürün pazarlarından ve organik ağırlıklı marketlerden yararlanabilirsiniz. Ürünlerin “organik ürün” sertifikası olup olmadığını (İMO Sertifikası) dikkatle kontrol etmek gerekiyor. Sertifikasız ürünleri satın almamak, Tarım Bakanlığı’nın onayını aramak şart! Bütün dünyada olduğu gibi bizde de ulusal ve uluslararası zincir perakende devlerinin çoğu yalnızca organik ürünlerin satıldığı bölümler oluşturdu. Bazı belediyeler organik pazarlar kurulmasını teşvik ediyor. Küçük şehirlerde bile sadece organik ürünlerin satıldığı “organik pazarlar” kuruluyor.
Öyle görünüyor ki, yakın bir gelecekte organik ürünler hayatımıza daha çok girecek. Yalnız yiyecek- içeceklerimiz değil, kullandığımız makyaj malzemeleri, giydiğimiz tekstil ürünleri hatta içtiğimiz meşrubatlar bile organik hale gelecek. Kısacası “organik bir yaşam”a hazır olun!
Adrenalininizi  verimli kullanın
Adrenalin, böbrek üstü (sürrenal) bezlerinden salgılanan bir hormondur. Beyin, kalp ve kaslarda damarları genişletirken ciltte ve sindirim sisteminde daraltır. Kalp atışlarını hızlandırır. Tansiyonu ve kan şekerini yükseltir. Enerji ve canlılık verir.
Adrenalin, keyifli ve bırakılması zor bir alışkanlığa yol açabilir. Verdiği enerjinin baş döndürücü temposuna kendinizi kaptırabilir, yakıtınızın tümünü harcayabilir ve “sıfırı tüketebilir”siniz.
Adrenalin yaşamınıza kolayca girer. Para, şan, sosyal çevre, saygı ve sevgiyi de beraberinde getirir. Ancak, uzun zaman ve yüksek dozda kullanımı bağımlılık yaratır. Adrenalinden daha sağlıklı yakıt türleri de vardır. Daha yavaş, geç etkili, ruhsal haz ve enerji açısından daha verimsiz olmaları nedeniyle çekicilikleri de azdır. Bu nedenle, adrenalininizi kullanmalısınız! Tıpkı bir roket yakıtı gibi patlamaları etkin, enerjisi verimli olduğundan tetikleyici işlevinden yararlanmalısınız. Sonra daha sağlıklı ve güvenli yeni enerji kaynaklarını deneyin: Fizik aktivite, dengeli ve yeterli beslenme, iyi bir uyku gibi…
Rahim ağzı yetmezliği neden önemli
Normal gebelik süresini 40 hafta olarak düşünürsek, 36. gebelik haftasından önce meydana gelen doğumları “erken doğum” olarak nitelendirmekteyiz. Bu risk tüm gebeliklerde yaklaşık yüzde 3-7 arasında değişmektedir. Günümüze kadar erken doğum riskini artıran faktörler arasında, tedavi edilmeyen idrar yolu ve vajinal enfeksiyonlar, çoğul gebelik, amniotik sıvının artışı ve önceki gebeliğinde erken doğum yapan anne adayı olma durumu sayılmıştır. Bunun haricindeki önemli bölümü “sebebi bilinmeyen” nedenler oluşturmaktadır. Aslında bu sebebi bilinmeyen grup içindeki “servikal yetmezlik” (rahim ağzı yetmezliği) ciddi bir erken doğum nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, rahim ağzının kısalması ve incelmesine bağlı olarak fetus ve plasentanın yükünün taşınamaması ve rahim kasılmalarının erken başlamasına yol açmasıdır.
Günümüzde servikal yetmezliğin tespiti için, 20-24. gebelik haftaları arasında tüm gebelerin vajinal ultrasonografi ile rahim boyu uzunluğunu ölçmekteyiz. Tekiz ve ikiz gebelikler için ayrı olarak değerlendirdiğimiz bu uzunluklar “normal” değerler içinde ise servikal yetmezliğe bağlı erken doğum riskinin yüzde bir civarında olduğunu ifade edebiliriz. Serviks uzunluğu kısalmış veya kanalın içten açıklığı söz konusu ise “serklaj” adı verilen ve rahim ağzı yapısını destekleyen özel bir dikiş tekniği uygulamaktayız. Kısa süreli uyutularak yapılan bu operasyon sonrası hastamızı bir gece hastanede dinlendirmekteyiz. Taburcu olduktan sonra bir hafta yatak istirahati ve rahim kasılmalarını engelleyici ilaçlar ile tedavimizi desteklemekteyiz.
Ananasın faydaları
Ağır proteinleri sindirmeye yarayan bromelain enzimine sahiptir.
Doğal şekerler açısından da zengin olması, enerji vermesini sağlar.
Her 100 ml için 11 mg C vitamini içerir.
Bol miktarda posa içerir.
Bromelain isimli maddeden zengindir. Bu madde hazmı kolaylaştırıyor, şişlikleri azaltıyor.
Potasyumdan zengindir.
Bu beşliye dikkat
Genlerimizin yaşlanma sürecinde önemli bir rol oynadığı kesindir. Bizi DNA’larımıza yerleşmiş genetik şifrelerin yönettiği ve yönlendirdiğine hiç kuşku yoktur. Özellikle hücrelerin enerji üretim merkezleri olan mitokondri isimli organcıkların DNA’sının yaşlanması yaşlanmayı hızlandıran en önemli faktörlerden biri gibi görülüyor. Eğer mitokondri DNA’larınızın yaşlanmasını yavaşlatabilirseniz sağlıklı ve iyi yaşlanma yolunda önemli bir adım atarsınız. Çünkü mitokondriyal DNA yaşlandığında bu organcıklar hücrelerinizin yani dokularınızın ve sonuç olarak organ ve sistemlerinizin ihtiyacı olan enerjiyi üretmeyi başaramaz. Eğer bu enerji üretimi kusuru önlenebilirse 100 yaşındayken de kendinizi 50 yaşındaymış gibi güçlü ve enerjik hissetmeniz mümkün olacaktır.
Yukarıda anlattıklarım yaşlanma ile ilgili teorilerden biridir ve “mitokondriyal yaşlanma teorisi” olarak bilinmektedir. Bu yaklaşım yaşlanmayı açıklamaya çalışan teorilerin en güçlü olanı ve akla en yatkın duranıdır. Mitokondriyal DNA’yı yaşlanmadan koruyabileceği düşünülen şimdilik 5 temel madde var. Bu 5 temel maddenin adlarını bir kenara yazın: Alfa Lipoik Asit, Resveratrol, Asetil-L Carnitin, Koenzim Q-10 ve Folik Asit. Bu maddeleri ne dozlarda ve hangi süre ile kullanmanız gerektiği için biraz araştırmanız, biraz çalışmanız gerekiyor.
Kötü bir alışkanlık: Kızgınlık
Gözlemler ve araştırmalar kızgınlık duygusunu abartmanın, sık tekrarlayıp uzun sürdürmenin sağlığı özellikle de kalp-damar sağlığını bozduğunu gösteriyor. Kızgınlığı öfke ve hiddet noktasına taşıyanlarda kalp krizleri, inmeler, kalp-ritim bozuklukları daha sık görülüyor. Bu “huysuz” insanlarda hazımsızlık, şişkinlik, gaz, kramp şeklinde sindirim bozuklukları ile kaşıntılı cilt döküntülerine daha sık rastlanıyor. Kızgınlık özellikle erkekleri ilgilendiren bir sorun. Kadınlarda daha seyrek görülüyor. Erkekler kuyrukta önüne birinin geçmesi, trafiğin kısa bir süre tıkanması ya da bekleme salonlarında sürenin biraz uzaması halinde kolayca kızgınlık ve öfke nöbetlerine kapılabiliyor. Yani erkekler kızgınlık konusunda daha riskli durumdalar. Kızgınlığın sanıldığı gibi genetik bir kökeni filan yok. Tamamen edinsel yani sonradan kazanılan bir alışkanlık! Davranış değişikliği tedavileri ile bu kötü alışkanlığı bırakmalısınız. Klinik Psikolog İlknur Yılmaz
Amaç hayattan tat almaksa
Yaşamınıza daha çok eğlence katın.
Espri yapın. Şakalaşın.
İyimser, olumlu ve yapıcı olmaya çalışın.
Gülmekten de ağlamaktan da korkmayın.
Daha sık tatil yapın.
Daha çok hoş görün, daha sık bağışlayın.
Kin, nefret, düşmanlık ve korkudan uzak kalın.
Dostlarınızı, ailenizi, akrabalarınızı daha sık arayın.
Sevdiklerinize yaklaşın, dokunun, sarılın.
Yeni hobiler edinin.
Kendinizi şımartın.
DİYET GÜNLÜĞÜ
Sorularınız için: Tel: (0212) 236 73 00
Daha önceleri yazın diyet yapmanın zor olabileceği ile ilgili yazınızı okumuştum. Gerçekten kimi zaman zorlanıyorum. Peki bu durumu nasıl kolaylaştırabiliriz?
Yaz diyetleri
için top 10
Yaz döneminde akşam öğün saatlerinin geçe kayması, susuzluğunuzu gidermek için tükettiğiniz kalorili serin içecekler, sadece salata ile geçirmeye çalıştığınız ama ara öğünleri abarttığınız diyetler kilo vermenizi sabote eden unsurlardan bazıları. İşte sağlıklı beslenme, kilo verme ve kilonuzu korumaya yönelik ipuçları:
1Yazın sebze ve meyve tüketmek için nedenleriniz artıyor. Diyetinize enerji katmanın en kolay yolu işte bu.
2″Kendin pişir kendin ye” sloganı ile mutfaklarınızı biraz daha sık kullanın ve sağlıklı mönüler deneyerek diyetinizi çeşitlendirin.
3Sık sık dışarıda yemek diyetinizi bozuyor mu? O zaman hazırladığınız değişik tatları evde denemeye ne dersiniz?
4Porsiyonlar büyüyorsa kontrolü tekrar kazanma vakti. Porsiyon kontrolü için öneriler haftaya.
5″Kışın soğuktan yazın da sıcaktan spor yapılmıyor” diyenlerden olmayın. Yürüyüş ayakkabılarınız ile akşam serinliğinde yürüyüşe…
6Diyet yaparken değiştirmeniz gereken alışkanlıkları listeleyin ve diyetisyeninizle paylaşın: Diyet tarzınızı belirleyin.
7 Açlığınızı geçiştirmeyin, ara öğünler açlığınızı bastırmak için değil kan şekerinizi kontrol altında tutmak için unutmayın!
8 Etiket bilgisi edinin, etiketlerde sadece kaloriye takılmayın, şekersiz olan light bir ürünün yağ içeriğini de gözden geçirin.
9Tuz tüketimini sınırlayın.
10Vücuttan su kaybının yüksek olduğu şu günlerde bol bol su için.
Vücut analizi
Geçen hafta bir merkezde vücut analizi yaptırdım. 38 yaşında bir bayanım. Boyum 160 cm., yağ oranım yüzde 35 çıktı. Metabolizma hızım 1138 ve biyolojik yaşım da 42 çıktı. Bu durumda ne önerirsiniz?
Öncelikle 40 yaş virajına yaklaşırken böyle bir analiz yaptırmanız çok iyi olmuş. Kadınlarda yağ yüzdesinin yüzde 32 altında olması gerekiyor. Bu nedenle yağ oranını biraz aşağıya çekmekte fayda var. Metabolizma hızınız oldukça yavaş. Bu da fiziksel aktivitenizin çok iyi olmadığını gösteriyor. Metabolizma hızının yavaş olması sizin kolay kilo almanız anlamına gelebilir. Biyolojik yaşınızın şu andaki yaşınızdan fazla çıkmasının nedeni yağ oranınızın yüksek olması ve kas kitlenizin çok iyi olmamasından olabilir. Vücut kas kitlesini spor ile artırmak daha hızlı bir metabolizma demektir. Metabolizmanın hızlı olması kilo verme ve kilo korumada çok önemlidir. Vücut analiz cihazları sizin durumunuzu yüzde 100 ortaya koymasalar bile, en yakın durumu göstermeye çalışan ve bize yardımcı olan cihazlardır. Bu tarz cihazlar bir çok etkenden etkilenir. Bu nedenle vücut analizi yaptırmadan önce şu noktalara dikkat edin:
En azından 4 saatlik bir açlık olmalıdır.
Aşırı fiziksel aktivite yapmamış olun.
Bir gün öncesinden çok fazla çay, kahve, alkol tüketmeyin.
Yorgun, uykusuz olmamaya çalışın.
Üzerinizde metal eşya olmasın.
Not: Kullandığınız ilaçlar, hamilelik, gebelik, adet dönemi analiz sonuçlarını etkiler.

Benzer İçerikler
Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

“PROF.DR.OSMAN MÜFTÜOĞLU ORGANİK GIDALARIN ÖNEMİNİ ANLATIYOR” hakkında 0 yorum var

İlginizi Çekebilir

Sponsor Bağlantılar